| ÖRTÜ EMRİ |
|
|
|
|
Namaz içbükey bir
talimatken, örtü dışbükey bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an
tarafından "her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi
uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci
oluşturmak" (29.45) şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti "iffetin
korunması için simge" ve "tanınacak bir kimlik" (33.59)
oluşturmaktadır.
Bununla amaçlanan,
kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil,
kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri,
kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri
peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle
tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir
kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.
Örtünmek insânî ve
dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar
örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi,
İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce
insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.
Bu bilindikten
sonra, "Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek?" sorusu gündeme gelir.
Bu sorunun "kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç" gibi
birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı "müslüman" olarak nitelememize
yol açan şey, onun "Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti"dir. Bu
teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: "Beni yaratan, beni
herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı
öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim
için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum."
İşte insanı
müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir
müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman
olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız
değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir.
Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman
tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.
Yukarıdaki
tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman "Örtünmenin sınırını kim
belirleyecek?" sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap
arayamaz. Çünkü bir davranışın "İslamî" olması, referansının Allah
olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda
hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar.
Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.
Samimiyetin ölçüsü
bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır:
"Kitabına uydurmak!" Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına
uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi
yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel
kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir
inanç sistemini, onun esaslarını keyfi yoruma tabi tutarak, tam tersi
bir işleve büründürebilir.
Örtünme emrinin
estetik bir form olan kadın için, erkekten farklı yanları olduğu
aşikar. Bunun kadının dişiliğinin, kişiliğinin önüne
geçmemesi/geçirilmemesi için simgesel bir uyarı amacı taşıdığını
söylemiştik. Bu uyarının muhatabı, daha çok kadını nesneleştiren üçüncü
şahıslardır. Kadın tesettürünün başa taalluk eden kısmı, tesettürün
simgesel boyutunun zirveleşen kısmıdır.
Başın örtülmesiyle
ilgili Kur'anî talimatların pratikte ne demeye geldiğini öğrenmek
isteyen biri, bu ayetlerin Hz. Peygamber'in elleriyle yoğurduğu bir
hayatta nasıl uygulandığına bîgane kalamaz. Bu tıpkı, dinin teorik
kaynağı olan Kur'an'da yer alan "Namazı dosdoğru kılınız!" emrini
yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma
zorunluluğu gibidir. Eğer dinin teorik kaynağıyla olan ilişkinizin,
dinin pratik kaynağından bağımsız gerçekleşeceğini düşünüyorsanız,
bunun, balı kabul edip arının varlığını ve fonksiyonunu inkar etmekten
farksız olduğunu bilmelisiniz.
Bunun adı, dini
peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama "Bu kitap, sizin başınıza
gökten mi düştü?" diye. Hiçbir peygamber "iletişim aleti", "ara
kablosu" ya da "postacı" değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O,
dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de
Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar
farzdır.
Eğer peygambersiz
düşünülürse, namazın da "çaresine bakmak" mümkündür. Bu durumda
tartışılması gereken Kur'an ve onun getirdiği esaslar değil, sizin
İslam'la geçinmeye gönlünüzün olup olmadığıdır.
Kur'an ve İslam
yaşadığı sürece bu emir yaşayacaktır. Bu ülkede işgalci Fransız'ların
yapamadığını yapmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu yüz karası
yasağın devamından, bu ülkeye zarar vermek isteyenler dışında, kimsenin
bir kazancı yoktur. Aksine ülke kan kaybetmektedir. Bu ülkenin
tesettürlü kızları, hicret ederek, yasağı aşarak, okumanın bir yolunu
bulurlar. Onlar yarın anne olacaklar, çocuk yetiştirecekler. Onların
çocukları bu ülkede yaşayacak; memurluk, askerlik, amirlik, tüccarlık,
yöneticilik yapacak. Geleceğin annelerinin, çocuklarına, kendilerine
kan kusturan elleri öpmelerini mi vasiyet edeceklerini sanıyorsunuz?
İslam'ı islam
yapan, onun insanlık için değişmez değerler getirmiş olmasıdır. O bir
dindir. Bir ideoloji, milletin ve devletin imkanlarını kullanarak
milletin dinine karşı bir savaş açarsa, bundan "din" zarar görmez.
Çünkü bu ülke toptan dinden çıksa, Allah'ın ve onun dini olan İslam'ın
zerrece bir şeyi eksilmez. Fakat dindara zulmedilmiş olur ve bu savaşı
açanlar hem kendi ocaklarını, hem de başkalarının ocağını söndürmüş
olurlar.
|
| < Önceki |
|---|



Namaz
ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın
emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm
semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Ne
ki illetleri farklıdır. 
