| SORU 3. |
|
|
|
|
SORU 3. * * * Bana, ben nedir diye sordum… bana beden haber ver, ben denilen kimdir dedin. Mutlak Varlığa işaret edilince bu hakikat, ben sözüyle anlatılır. (290) Hakikat, varlık suretlerinden bir surette bürününce söz arasında sen, ona “ben” dersin. Ben ve sen asıl varlığın arızi suretleriyiz… varlık kandilliğinin kafesleri mesabesindeyiz. Cisimlerle ruhları bir nur bil… o nur, gâh aynadan görünür, gâh kandilden. Sen, söz arasında “ben” dedikçe bu söz, ruha işarettir dersin. Kendine aklı kılavuz edersen bir cüzün olan ruha kapılır, kendini bilemezsin. (295) Hocam, yürü, kendini iyi tanı. Şişmanlık, hastalıktan meydana gelen şişkinliğe benzemez ki. Ben ve senin hakikati candan da üstündür, tenden de… bu ikisi de gerçek “ben”in cüzileridir. Ben sözü, yalnız insana mahsus değildir ki ruha işaret diyesin. Bir yol varlığından da kurtul, imkân âleminden de… âlemi bırak da kendi kendine bir âlem ol. Hüviyeti vehimden doğan “he”si, görüş zamanı iki göz şekline girer, birken iki görünür. (300) Fakat he, Allah sözüne katıldı mı arada ne yolcu kalır, ne yol! Varlık cennet olur, imkân cehennem kesilir. Benle sen de arada berzah haline gelir. Önündeki şu perde kalktı mı ne mezhebin hükmü kalır, ne dinin! Bütün şeriat hükümleri senle benden doğar. Çünkü bu hükümler, senin canına, tenine bağlıdır. Arada benle sen kalmayınca Kâbe nedir, havra nedir, kilise ne? (305) Mukayyet varlık, ayn (göz-hakikat) kelimesinin üstüne konan ve vehimden doğan bir noktadır. Aynın arındı mı gayın , ayın olur. Yolcunun aşacağı yol, bunca tehlikeleri olan bir yol ama iki adımdan fazla değil ki! Bir adımı zâhiri varlıktan geçmek, öbür adımı hakiki varlığa erişmek. Bu görüş yerinde toplulukla ayrılık aynı şey… çünkü tek sayı, bütün sayılara yayılmış, bütün sayıları meydana getiren o. Sen, birliğin ta kendisi olan topluluksun… sen; çokluk halinde zuhur eden birsin. (310) Cüzi âlemden geçip külli âleme varan kişi, bu sırrı bilir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




