Ana Sayfa arrow Gülşen-i Raz arrow SORU 7.
SORU 7. PDF Yazdır E-posta

SORU 7.
“Kimdir o “Enelhak – ben Hakk’ım” diyen? Ne dersin… o nurlara gark olmuş,
nurlanmış kişi saçma mı söyledi?




* * *


Enelhak, mutlak olarak sırları açığa vurmaktır, Hak’tan başka kim Enelhak diyebilir?


Âlemin bütün zerreleri Mansur gibi Enelhak demektedir… Sen, onları ister sarhoş say, ister mahmur!


Daima bu tesbihi çekip dururlar… hepsi de bu hakikatle vardır.


(440) Bunu kolayca anlamak istersen “Hiçbir şey yoktur ki onu tespih etmesin” ayetini oku!


Kendini sen de hallaç yapar, varlık pamuğunu atarsan Hallâc gibi bu sözü söylemeye başlarsın.


Zan pamuğunu kulağından çıkar da tek ve her şeyi kahreden Tanrı’nın sesini duy!


Sana Tanrı’dan durmadan, dilenmeden ses gelip durmada… kıyameti ne beklersin ki?


Eymen vadisine gir de o ağaç, sana da “Ben Tanrı’yım, Tanrı” desin.


(445) Bir ağacın “Ben Tanrı’yım” demesi doğru ve yerinde olsun da neden bit kutlu kişinin demesi doğru ve yerinde olmasın?


Gönlünde şüphesi olmayan kişi şüphesiz olarak bilir ki varlık, ancak birdir.


Benlik, Tanrı’ya yaraşır… çünkü o sırdır, vehimlere sığmaz.


Tanrı’da ikilik yoktur… onun tapısında benlik, bizlik, senlik olamaz.


Ben, biz, sen, o … hepsi bir şeyden ibarettir. Birlikte hiçbir fark, hiçbir ayrılık yoktur.


(450) Boşluk gibi kendisinde varlık olmayan, varlığını tamamıyla terk eden kişi, Enelhak derse bu söz, onda ancak bir sestir… işte o kadar!


O, Tanrı hakikatiyle bâkidir… başka her şey mahvolmuştur. Bu makamda yol, yolculuk ve yolcu birleşir, bir şey olur.


Burada hululün de imkanı yoktur, ittihadın da, çünkü birlikte ikilik düşüncesi sapıklıktır.


Birden başka bir şey daha olmalı ki hulul ve ittihat olabilsin. Halbuki birlik, süluk neticesinde tahakkuk eder.


Varlıktan ayrıldı, varlığı terk etti demek, varlık suretlerinden ayrıldı, o suretleri terk etti de var oldu demektir… yoksa ne Hak kıl olmuştur, ne kul Hak’la birleşmiştir.


(455) Halkın varlığı ve çokluğu, görünüştedir. Yoksa görünenler, zaten hakikatte yoktur.


Karşına bir ayna al da bak… oradaki aksi gör.


Hele bir kere daha bak… o akis nedir ki? Ne budur, ne o… peki, şu halde kimdir o?


Ben, kendi varlığımla varsam bilmem ki gölgem ne oluyor, o ne?


Yokluk, nasıl olur da varlıkla birleşebilir? Nurla karanlık bir arada olabilir mi?


(460) Madem ki geçmiş zaman, geçmiş gitmiştir, yoktur… istikbâl, aylar ve yıllar da gelmemiştir, yoktur… geldiyse de geçip gitmektedir… çizgide hakikat olan nokta gibi halden, bir andan başka ne vardır ki?


Akıp giden, seyir edip duran, vehimden doğan bir noktadan ibaret. Ama sen, ona akmakta olan nehir diye ad takıyorsun.


Araz fânidir, cevher de arazlardan meydana gelmekte… fâni arazlardan meydana gelen cevher, nasıl var olabilir? Söylesene!


Cisimler, uzunluktan, enlilikten, derinlikten meydana geliyor. Fakat zaten bunların hakikati yok; bunlar mevhum… peki, yokluklardan nasıl olur da bir varlık meydana gelir?


İşte âlemin aslı da bu çeşit… bildin mi iman et ve bu imana yapış!


(465) Hak’tan başka bir varlık yok… ister o Hak’tır de, ister ben Hakk’ım de!


Vehimden doğan, gerçek olmayan şu gördüğün suretleri, gerçek varlıktan ayır… yabancı değilsin… kendini hakikate aşina et.

 
< Önceki   Sonraki >