Ana Sayfa arrow Gülşen-i Raz arrow SORU 8.
SORU 8. PDF Yazdır E-posta

SORU 8.
“Yaratılmış olan hakikat yolcusuna neden vasıl olmuş derler… onun bu yol alması, bu erişmesi nasıl olur?”



* * *


Tanrı vuslatı, halktan ayrılmaktadır… kendine yabancı olmak, Hakk’a aşina olmaktır.


Mümkün, üstündeki imkan tozunu silkti mi vacipten başka bir şey kalmaz.


(470) İki âlemin varlığı da bir hayâle benzer. Tanrı varlığıyla var olduğundan iki cihan da yok mesabesindedir.


Tanrı’ya ulaşan da mahluk değildir. Kâmil adam böyle bir söz söylemez.


Yokluk, bu makama nasıl yol bulabilir? Rablerin rabbi olan ulu Tanrı’yla toprağın ne münasebeti var?


Yokluk da ne oluyor ki Hakk’ vasıl olsun, manevi yolculukla bu makama erişsin!


Bunu bir anlasan, yok mu… hemencecik tövbeler olsun der, dediğine pişman olursun.


(475) Sen yoksun, yokluk da daima hareketsizdir. Yok olan mümkün nasıl olur da vacibe ulaşabilir?


Hiçbir cevher, araz olmadıkça var olamaz… araz da nedir? Bir an için varlık sahasında görünen, iki zaman içinde bâki kalamayan bir şey!


Bu hususta kitaplar düzen hakimler, cismi, uzunluk, enlilik ve derinliği olan şeydir diye tarif ettiler.


Heyulâ nedir? Ancak ve ancak yokluktan ibaret olan, yok olan bir şey. Sonra da suret onunla var oluyor ha?


Suretin evveline evvel yoktur, fakat heyulâsız olmaz… heyulâ da zaten yok olan bir şey!


(480) Âlemdeki cisimler, işte bu iki yoldan meydana gelmiş… onlara ait bilinen şey, ancak yoklu!


Mahiyetini bir bak da gör… esas itibariyle ne var, ne de yok!


İmkan âlemine hakikat gözüyle bak…. Tanrı varlığı olmadıkça yoktan, yokluktan ibaret.


Varlık, kendi kemâliyle bütün imkân âlemine yayılmış… bu görünen suretler itibari, görünüşe tabi.


Görünüşe tabi olan şeyler de var olamaz… sayı çok ama sayılan bir şey!


(485) Cihanın varlığı ancak mecâzi bir varlık, gerçek değil… şu âlemin işi baştan başa oyundan, düzenden ibaret!


Denizden bir buğudur çıkar, Tanrı emriyle yağmur olup ovaya yağar.


Güneşin ışığı, ta dördüncü kat gökten o ıslak toprağa vurur;


Isıtır, yine su buğu olur, tekrar yücelere çıkar, aslına erişir.


Issıya, suya toprakla havada karıştı mı yeşil, taze, güzelim nebatlar biter.


(490) Nebat da canlı mahluklara gıda olur, hayvan şekline girer… derken hayvanı insan yer, tekrar bir değişikliğe düşer, hayvanken insan olur.


Şekilden şekle girerek bir nokta olur, o noktadan da yine insan meydana gelir.


Çocuk olur, gençleşir, olgunluk çağına gelir, kocar… akıl, fikir, bilgi ve tedbir sahibi olur.


Sonra pak Tanrı katından eceli takdir edilir, ölür… temiz olan ruh temizlik âlemine, topraktan meydana gelen beden toprağa gider.


Âlemin bütün cüzüleri nebata benzer… hepsi de dirilik denizinden bir kartadır.


(495) Zaman geçince yine o denize ulaşır… hepsi, bu suretle aslına dönüp gider.


Bütün zahiri varlıklar, asılları olan yokluğa gider… tabiat, onları bu eğreti varlıkta bırakmaz.


Birlik bir denizdir ki kanlarla dolu… o denizden binlerce mecnun dalga coşup durmakta!


Bir bak hele… denizden kopan bir karta, nasıl oldu da bunca şekillere büründü, bunca adla adlandı!


Buğu, bulut, yağmur, toprağın ıslaklığı… nebat, canlı mahlukat, kamil insan….


(500) Hepsi de önce bir katreydi… bütün bu varlıklar o bir katreden meydana geldi.


Akıl, nefis, gök, yıldızlar… bütün dünya, önünde de bir katreden ibarettir, sonunda da. Bunu böyle bil!


Göklerin, yıldızların da ecelleri geldi mi bütün varlık, yoklukta kaybolur gider.


Bir dalga koptu mu bütün âlem mahvoluverir de “Sanki dün bunlar yokmuş” hakikati meydana çıkar!


İşte sana da o vakit yakınlık hasıl olur… kendini terk edersin de sevgiliye kavuşursun.


(505) Burada kavuşmak, hayali terk etmekten ibarettir, gözünün önünden hayal kalktı mı kavuştun gitti!


Fakat mümkün, mümkün oluştan çıktı, vacipleşti deme. Ne mümküni vacip olur, ne vacip mümkün!


Manaları adam akıllı bilen, hakikati iyice anlayan kişi, böyle bir şey söylemez. Çünkü bu, hakikatlerin değişmesi demektir ki buna imkân yoktur.


Önünde binlerce oluş, binlerce surete bürünmüş var… yürü, gelişini gidişini bir düşün de bak!


İnsanın cüz’i ve külli oluşuna ait bahsi gizli, aşikâr birer birer söyleyeceğim.

 
< Önceki   Sonraki >