Ana Sayfa arrow Gülşen-i Raz arrow SORU 10.
SORU 10. PDF Yazdır E-posta

SORU 10.
“Hangi denizdir. Nasıl denizdir o deniz ki kıyısı sözdür; dibinden nasıl bir inci çıkar?”



* * *



Varlık bir denizdir, söz de kıyısı. O denizin sedefi harf, incileri gönüldeki bilgi.


(560) Her dalgası, rivayetlerden, Tanrı buyruklarından, peygamber sözlerinden binlerce iri taneli ve değerli inciler çıkarır.


Her an o denizden binlerce dalga kopar da yine bir dalgası eksilmez.


Bilgi, o ulu denizden meydana gelir… bilgi incisinin sedefi de sestir, harftir.


Manaların, bu makama tenezzül edince birer surete bürünmeleri zaruridir.


Nisan ayında duydum ki sedef, denizin dibinden denizin yüzüne çıkar;


(565) Denizin dibinden çıkar da denizin üstünde ağzını açar durur.


Denizden de bir buğu çıkar, sonra yine Tanrı emriyle (su dolup) denize yağar.


Sedefin ağzına o nisan yağmurunun birkaç katrası düşer. Sedef, ağzına yüzlerce düğüm vurur, ağzını sımsıkı yumar;


Gönlü dolu olarak denizin dibine kadar dalar… içindeki yağmur katrası bir inci olur.


Dalgıç, denizin dibine dalıp o sedefi çıkarır, içindeki değerli inciyi elde eder.


(570) Senin bedenin de kıyıdır, varlık denize benzer; o denizin buğusu feyizdir; yağmur da Tanrı adlarının bilgisi.


Akıl, o çok büyük denizin dalgıcıdır, çıkınında yüzlerce inci var.


Gönül, bilgiye bir kab mesabesindedir… gönüldeki bilginin sedefi de harfle sestir.


Nefes, çakıp parlayan şimşek gibi o harfleri sürüp götürür… o harfler, dinleyen kişinin kulağına varır.


Sedefi kır da iri ve değerli inciyi çıkar… kabuğu at da o güzelim içi al!


(575) Lugat, türemeyle, nahiv ve sarfla beraber hep harfin etrafında dönüp dolaşır.


Bütün ömrünü bunlar uğruna harceden, nazenin ömrünü hep saçma şeyler uğruna harcetmiş demektir.


Evet…kabuk olmadıkça iç, olmaz, kemale gelmez… din bilgisi , zahir bilgisinin içidir. Canım kardeşim, öğütümü dinle de yürü, canla, gönülle din bilgisine çalış!


Bu bilgiyi bilen, iki dünyada da ululuk bulmuştur… küçük olsa bile o bilgi yüzünden ululuk, yücelik elde etmiştir.


(580) Hâlle, zevkle edilen amel, dedikodudan ibaret olan zahir bilgisinden çok iyidir;


Fakat sudan, topraktan meydana gelmiş bir şey olan amel, gönül işi olan bilgiye benzemez ki.


Dikkat et de bak, cisimle can arasında ne fark var? Bunu batı saysan öbürü doğuya benzer.


İbadetlerin, zahir bilgisine nazaran ne derecede olduğuna bak da hal bilgisinin zahir bilgisine nispetle ne derecede bulunduğunu anla!


Dünyaya meyleden bilgi, bilgi değildir… o bilginin sureti vardır ama manası yoktur ki.


(585) Bilgi, asla dünya hırsıyla bir araya gelmez. Melek istiyorsan kendinden köpeği uzaklaştır.


Din bilgileri, melek huylarından meydana gelir… köpek tabiatlı gönüle gelmez.


Mustafa’nın sözü, bundan ibaret… adam akıllı dinle; elbette böyledir ya.


Ev içinde resim varsa o eve çaresiz melek giremez.


Yürü… gönül levhini arıt da evine melek girsin, konak edinsin.


(590) Ondan sonra da melekten miras bilgisini elde et; ahiret için ekin ek!


Tanrı kitabını kendi nefsinden ve âlemden oku…. Bütün güzel ve esaslı huylarla bezen!


Güzel ve iyi huyların aslı olan adalet, sonra hikmet, iffet ve yiğitliktir.


Hakim oluş, işte güçte ve sözde doğru olmaktan ibarettir. Bu dört huyla huylanan kişinin


Canı da hikmeti duymuş, bilmiştir, gönlü de. Bir şeyin, ne üstüne düşüp uzun uzun düşünür; ne aldırış etmeyip başlar.


(595) Şehvetini namuslulukla örter… şehvete fazla düşkün oluş da şehvetten kesilme gibi kendisinden uzaklaşır.


Yiğit olur, alçaklanmadan da arıdır, ululanmadan da… kendisinde korku da yoktur, kızgınlık da.


Yolu, yordamı adalet oldu mu zulmü yoktur. Huyu güzelleşir.


Bütün iyi huyları ortadır… bir huyda ne ileri gider, ne geri kalır.


Her şeyde ortayı gözetme dosdoğru sırata benzer… iki tarafı da sanki cehennemin ta dibi.


(600) O yol incelikte kıla benzer… eğilerek geçilmesine imkan yok. kesinlikle kılıca benzer, üstünde fazla durmaya gelmez!


Adaletin bir zıddı vardır, öbürlerinin iki. Bu suretle bu dört huyun yedi zıddı var.


Her sayıda bir sır gizlidir. Bu yüzden cehennem kapıları yedidir.


Şöyle ki zulüm ettin mi cehennem hazır… adaletin yeri de daima cennet.


Adaletin karşılığı nurdur, rahmettir… zulmün layığı da lanet ve zulmet!


(605) İyilik, adaletle zuhur eder… adalet, bedene en ileride, en üstün kemaldir.


Bir çok şeyler bir araya geldi de bir şeye döndü, bir şey haline geldi mi cüzülerin birbirlerinden ayrılma hassası da kalmaz;


Basit bir şeye benzerler. Bu cüzüle şu cüzü birbirine ulaşır, birleşir.


Fakat ruhla bedenin birleşmesi, bedeni meydana getiren cüzülerin birleşmesine benzemez. Çünkü ruhta, cisim vasıfları yoktur.


Su ve toprak, yani beden, tamamıyla temiz bir hale geldi, kabiliyet kazandı mı Hak’tan ona izafi bir ruh geliverir.


(610) Bedenin cüzüleri (olan toprak, su, yel, ve ateş), müsavi ve münasip bir halde birbirine karışınca meydana gelen o bedene can âleminin ışığı vurur.


Can âlemi ışığının bu vuruşu, güneşin yeryüzüne vuruşuna benzer.


Güneş, dördüncü kat gökte olmakla beraber ışığı yeryüzünü tedbir eden, yeryüzüne hayat ve feyiz veren bir nurdur.


Unsurların tabiatları güneşte yoktur… yıldızlar, esas bakımından ne sıcaktır, ne soğuk, ne kurudur, ne yaş!


Unsurların kuru ve yaş oluşu… ak, kızıl, yeşil, al ve sarı renklerde bulunuşu, hep güneşin tesirindendir.


(615) Unsurlar âleminde güneşin hükmü, adil bir padişahın hükmü gibi yürür. Fakat güneşin ışığı, unsurlara girmiştir de denemez, onlardan hariçtir de denemez.


Unsurlar, münasip ve müsavi bir halde birleşince bir güzellik kazanır, “Nefsi nâtıka” da bu güzelliğe aşık oldu.


Araya dini bir nikahtır düştü, Nefsi külli de insana bütün âlem, mehir olarak verdi.


Fesahat, bilgiler, söz söyleme, güzel huylar ve güzellik… hep bedenle Nefse nâtıkanın birleşmesinden meydana geldi.


Alım da eşsiz, örneksiz bir âlemden hiçbir şeye aldırış etmez bir rint gibi çıkageldi.


(620) Güzellik şehrine bayrak dikti… bütün âlemin düzenini bozdu, cihanı birbirine kattı.


Gâh güzellik atına biner, salınır… gâh sözle keskin ve parlak bir kılıca benzer.


İnsan da oldu mu alım derler, sözde oldu mu fasihlik.


Veli olsun, padişah olsun… derviş olsun, peygamber olsun… herkes onun hükmü altında.


Güzellerin yüzünde ne sır vardır… bu, yalnız güzellik değil, söyle… nedir o sır?


(625) Tanrı’dan başka kimsecikler gönül çekemez. Tanrılıkta Tanrı’ya ortaklık olamaz.


Şehvet, nereden insanların gönlünü çekecek? Hak bazı bazı bâtıl suretinde de görünüp durur… işte o kadar!


Her yerde tesir edeni, iş başaranı Hak bil. Haddinden dışarıya ayak atma.


Hak, Hak libasıyla zuhur etti mi o zuhuru Hak dini bil; bâtıl suretinde zuhur edince de Şeytan işi!

 
< Önceki   Sonraki >