Ana Sayfa arrow Gülşen-i Raz arrow SORU 15.
SORU 15. PDF Yazdır E-posta

SORU 15.
“Put, zünnar ve gavurluk, bu makamda hep haksa ala… değilse bunlardan maksat ne? Söyle!”


* * *


(860) Bu makamda put, aşk ve birlik mahzarıdır; zünnar kuşanmak da hizmete bağlanmaktır.


Küfür de varlıkla olur, din de… onun için birlik, puta tapmanın ta kendisidir.


Bütün var olan şeyler, varlığın mahzarlarıdır; onların biri de puttur.


Ey akıllı kişi, iyi düşün… put, varlık bakımından batıl değildir ki.


Bil ki putu yaratan da ulu Tanrı… iyinin yaptığı her şey iyidir.


(865) Mutlak Varlık, nerde varsa, neyle zuhur etmişse orası ve o şey, hayırdan ibarettir. Eğer o şeyde bir şer varsa o, varlıktan meydana gelmemiştir.


Müslüman, puta tapmak nedir, bilseydi dinin puta tapmaktan ibaret olduğunu anlardı.


Müşrik de putun hakikatini bilseydi hiç dininde yol azıtır, sapık olur muydu?


O, putu ancak görünen bir suretten ibaret gördü de o sebeple şeriatta kafir oldu.


Sen de onda gizli olan hakikati, onda Hakk’ı görmezsen sana da şeriata Müslüman demezler.


(870) Gerçek küfür, kime yüz gösterirse o kimse mecazi Müslümanlıktan usanır.


Her putta gizli bir can var… küfürde bir iman gizli!


Küfür de daima Tanrı’yı anmakta, Tanrı’yı tespih etmekte… “Ve in min şey’in” ayetine bak, burada kınamanın ne lüzumu var?


Ne söylüyorum? Yoldan uzak düştüm ben… “Tanrı de de” ayetinden sonra “Bırak onları” denildi!


Putun yüzünü kim bezedi, ona o güzelliği kim verdi…. Hak istemeseydi kim puta tapardı ki?


(875) O yaptı, o dedi, oydu bu işleri yapan… iyi yaptı, iyi dedi, iyiydi ve iyidir zaten!


Bir gör, bir söyle, bir bil… imanın aslı da bununla kaimdir, fer’i de!


Bunu ben söylemiyorum… Kur’an’dan duy… “Tanrı yaratılışında aykırılık yoktur!”


Dikkat ettim, her işin aslını gördüm… anladım ki zünnar hizmete bağlanmaya nişanedir.


İrfan sahibi olan kişi, her sözü, ilk ne mana için konmuşsa o manada söyler, başka manaya almaz.


(880) Ersen erler gibi belini bağla da “Ahdıma vefa edin” diye emir edilenlere katıl!


Bilgi atına bin, ibadet çevganiyle meydandan kutluluk topunu kap!


Birçok mahlukat yaratıldı ama seni, ancak bu iş için yarattılar.


Elde edilen manevi haller, göz nuru, olan çocuğa benzer… bu çocuğa baba, bilgidir, ana da ibadet!


Şüphe yok ki insan, babasız dünyaya gelmez. Dünyada Mesih ancak tek bir kişidir.


(885) Saçma sapan şeyleri, şeriata sığmayan sözleri, nur hayalini, keramet vesilelerini bırak!


Senin kerametlerin, Tanrı’ya tapmadadır… bundan başka her şey riyadan, ululuktan, gururdan, varlık ve benlikten ibarettir.


Bu makamda yokluğa ait olmayan her şey, ululuk isteyiş sebeplerinden, Tanrı mekr..den başka bir şey değildir.


Lakin kör Şeytan’dan da binlerce keramet zuhur etmede….


Gâh duvardan gelir, gâh damdan… gâh gönlüne girer, oturur, gâh vücudunda gezer dolaşır!


(890) Senin gizli hallerini hep bilir… seni küfre, günaha, isyana sokar.


İblis, sana iman oldu, sen de ona uydun; uydun ama onun bu yaptıklarını nereden yapacaksın sen?


Kerametlerin kendini göstermek içinse sen Firavun’sun, bu dava da Tanrılık davası!


Tanrı’yı tanıyan kişi, kendini göstermeye kalkışmaz.


Senin yüzün, hep halka… sakın, kendini bu illetle giriftar etme!


(895) Tanrı’yı bilmezlerle düşer kalkarsan meshe uğrar, hayvanlaşırsın… hatta meshin de yeri mi burası? Büsbütün insanlıktan çıkar, hayvan ve nebat bile olmaz da unsurlar âlemine düşersin.


Sakın Tanrı’yı bilmezlerle düşüp kalkma… yaratılışından mahrum kalır, insanlıktan baş aşağı düşersin.


Bu nazenin ömrü beyhude yere telef ettin de böyle bir hayat ne işe yarar deyip düşünmedin bile!


Zahire kapılan adamlar, dağınıklığa topluluk dereler, bir eşeği de kendilerine şeyh yaparlar… ne şaşılacak şey!


Şimdi ululuk, bilgisizlere düştü… onun için halkın hali kötüleşti!


(900) Bak hele… kör Deccal, âleme nasıl bir numune göndermiştir!


Ey duygusu olan akılsız adam, numune olarak Deccal’ın Habbas adlı eşeğine bak!


Ardına düşen eşekleri gör… bilgisizlikten o eşek de, onların önüne düşmüş!


Peygamber, ahir zamanı anlatırken bunu kaç kere söyledi.


Bak… şimdi körle sağır çoban kesildi…. Din bilgileri umumiyetle göke çekildi.


(905) Arada ne yumuşaklıkla muamele kaldı, ne haya… hiç kimse bilgisizlikten utanmıyor!


Âlemin bütün ahvali tersine… aklın başındaysa nasıl, bak da gör!


Tanrı kapısından kovulan, rahmetten uzaklaştırılan Tanrı düşmanı, babası iyi adam mı… vaktin şeyhi!


Babasıyla atası iyi olduğu için o kötü oğlanı Hızır, öldürdü…


Halbuki sen, babası iyi adamdı diye eşeklikte senden de daha eşek olan birisini tuttun, kendine şeyh yaptın!


(910) O, iyiden kötüyü fark etmezken senin içini nasıl temizleyecek, arıtacak?


Fakat oğul, babasının kemaline de varis olursa ona ne diyeyim? Nur üstüne nurdur o?


Reyinde isabet, bahtında saadet olan oğul, meyve gibi ağacın sırrının hulasasıdır.


Fakat iyiden kötüyü, kötüden iyiyi ayırt edemeyen nasıl olur da din yolunda şeyh olur?


Müritlik, din bilgisini öğrenmek, gönül mumunu nurla yakıp aydınlatmaktır.


(915) Ölüden ki bilgi öğrendi… külden, gübürden kim mum yaktı?


Bu yüzden gönlüme şu gelmekte: Belime bir zünnar kuşanayım, vazgeçeyim şu işten!


Şöhretim yok da ondan değil ha… şöhretim var, var ama zaten şöhretten utanıyorum ya!


Bu işte nekes ve saçma adamlar, bana ortak olduktan sonra varayım, bir bucağa sığınayım, kimse beni tanımasın… bu, tanınmaktan daha iyi!


Bir de Tanrı’dan bir ilhamdır geliyor; Ahmaklıkla Tanrı hikmetini kınama!


(920) Aptesaneleri temizleyen adamlar olmasaydı memleketlerde halk, tehlikelere düşer, herkesin sıhhati bozulurdu!


Bir de her cinsin, kendi cinsini çektiğini görüyorum… diyorum ki, Tanrı daha iyi bilir ya… dünya böyle gelmiş, böyle gider!


Fakat ehil olmayanların sohbetinden kaç… ibadet istiyorsan adetten vazgeç!


İbadetle adet bir araya gelmez… ibadet ediyorsan adeti bırak!


Gavurluktan maksat da her şeyden ayrılmak, soyunmak… ben, böyle gördüm… taklit boyunduruğundan kurtulmak!


(925) Kutlu birlik tapısı, canın ibadet yeridir… baka zümrüdü ankasının yuvasıdır.


Bu iş, Rhullah’tan zuhur etti. Ruhülkudüs’ten göründü!


Nasut âlemine mensup olan nefisten kurtulursan lahut âleminin kutlu tapısına varır, girersin.


Melek gibi her şeyden mücerret olan kişi, Ruhullah gibi dördüncü kat göke çıkar.


Süt emen çocuk, anasının yanında beşiğe mahpustur.


(930) Fakat adam oldu da yürüyüp gezmeye kudret kazandı mı erkekse babasına yoldaş olur.


Unsurlar, senin aşağılık analarındır, babaların da yüce gökler… sense bir çocuksun.


Onun için İsa, göke ağarken “Ben, yücelere, babama gidiyorum” dedi.


Sen de babanın canısın, babana yürü… yoldaşların yürüdüler, yüceldiler, sen de yücel!


Uçar kuş olmak istersen bu pis dünyayı kergesin önüne at!


(935) Bu gaddar dünyayı alçaklara ver… ölü eti, köpekten başka bir hayvana verilmez!


Soy sop da nedir ki? Sen, sana uygun olan adamı ara… Hakk’a yüz tut, soyu sopu bırak!


Yokluk denizine dalana “Onların arasında soy sop yoktur” sırrı tecelli eder.


Şehvetten meydana gelen nispet, ululuktan, gururdan başka meyve vermez.


, Arada şehvet olmasaydı bütün soylar, soplar, masaldan ibaret olurdu.


(940) Fakat arada şehvet olduğundan bir adam baba oldu, öbürü ana.


Ana, baba dediğin de kim oluyor demiyorum ha… onları sayman, dünyada o suretle yaşayıp geçinmen lazım.


Söylemek istediğim şey şu: Bir aklı eksiğe kız kardeş demiş, bir hasetçiye kardeş adını takmışsın…


Düşmana oğul, yabancılara akraba diyorsun.


Bana bir kere söyle bakayım; dayı, amca dediğin kim? Onlardan dertten, kederden başka ne elde ettin?


(945) Yolda seninle beraber yürüyüp giden yoldaşların da seninle alay etmek için gidiyorlar kardeşim.


Bir an onlarla ciddi bir surette oturup kalksan onlardan neler görürsün… ben ne söyleyeyim?


Bunların hepsi masaldan, afsundan, bağdan ibaret… canın için bunların hepsi de alaydan, oyundan başka bir şey değil!


Erlikle erler gibi kendini kurtar ama kimsenin de hakkını zayi etme!


Şeriattan bir dakikacık olsun gafil oldun mu iki âlemde de dinsiz kalırsın.


(950) Sakın şeriat haklarını bırakma.. fakat kendini de koru!


Altınla kadın, ancak dert ve kederden ibarettir… onları Meryem oğlu İsa gibi bırak!


(Anana, babana uyma da İbrahim gibi) Hanif mezhebine uy, her mezhebin bağından kurtul… Rahip gibi din kilisene gir!


Gözünde Hak’tan gayrısı varsa mescitte bile olsan kilisedesin demektir (müşriksin).


Yok… eğer ağyarı görmezsen o vakit mescit, sana kilise kesilir, (mescitle kilise bir olur).


(955) Artık ben bilmem… nerde olursan ol; nefsinin zıddına hareket ettin mi kurtuldun.


Put, zünnar, gavurluk, çan… hepsi de adını, sanını, varını, varlığını terk etmeye işarettir.


Has kul olmak istiyorsan doğruluğa ihlasa hazırlan!


Yürü… kendini kendinden kurtar… her an başka bir imana bürün!


İçimizde nefsimiz kafirken görünüşte İslam dininden olmaya razı olma!


(960) Her an yeni baştan imanını tazele… Müslüman ol, Müslüman ol, Müslüman!


Nice iman vardır ki küfürden doğar; iman meydana getiren küfür, küfür değildir.


Riyayı, büyük görünme kaygısını, ar ve namusu bırak... hırkayı çıkar at; zünnar kuşan;


Pirimiz gibi küfürde tek ve eşsiz ol… ersen gönlünü bir ere ver!


İkrardan da mücerret ol, inkardan da… gönlünü, tamamıyla bir gavur oğluna teslim et!


(965) O bütün gönülleri avlar, esir eder… gâh onlara şarkıcı olur, teganni eder, gâh saki olur, şarap sunar!


O ne güzel çalgıcıdır ki bir güzel nağmesiyle yüzlerce zahidin harmanına ateş salar!


O ne hoş sakidir ki bir kadehle yüz yetmiş yıllık ihtiyarı kendisinden geçirir, sarhoş eder!


Geceki sarhoşlukla harap bir halde tekkeye gider, sofinin beyhude mücadelesini masal haline koyar!


Seher çağı mescide girse orada bir tek kendini bilir adam kalmaz!


(970) Kendinden geçmiş sarhoş bir halde medreseye girse fakih, onun huzuruyla çaresiz bir halete düşer, mahmur olur kalır!


Aşkından zahitler çaresiz kalırlar… evlerinden, barklarından avare olurlar!


Birisini mümin eden de o, öbürünü kafir eden de o… bütün âleme fitneler salan da o, cihanı birbirine katan da o!


Meyhane, dudağından mamur olmuş; mescitler, yüzünden nurlanmış!


Her işim onunla kolaylaştı… kafir nefisten onun sayesinde kurtuldum.


(975) Gönlüm, bilgi sahibi olduğundan dolayı gururdan, ululuktan, hileden, şüpheden yüzlerce perde ile örülmüştü.


O put, seher çağı ansızın kapımdan içeri girdi; beni gaflet uykusundan uyandırdı.


Can halveti, yüzünün nuruyla aydınlandı. O aydınlık içinde kim olduğumu gördüm.


Güzel yüzüne bir baktım, canımdan bir ahtır çıktı.


Bana dedi ki: “Ey hilebaz mecnun, bütün ömrünü ad san sahibi olmaya çalışmakla geçirdin.


(980) Bak da gör; bilgi, ululuk, zahitlik ve zan, ey ham adam, seni kimden mahrum etti?


Yarım lahza yüzüme bakmak binlerce yıl ibadet yerine geçer.”


Hulasa o âlemleri bezeyen yüz, baştan ayağa kadar beni bana gösterdi!


Ömrünü zayi ettiğimden, günlerimi boşa sarf eylediğimden utandım da can yüzüm, kapkara oldu.


O ay, güneş gibi yüzünü görünce canımdan ümidimi kestiğimi gördü de.


(985) Bir kadeh doldurup sundu… o şarabın suyundan bana bir ateştir düştü.


Sonra bana “Bu renksiz, kokusuz şarapla varlık levhindeki nakışları yıka” dedi.


O şarabı sonuna kadar içtim… sarhoş olup toprakları serildim.


Şimdi ne kendimdeyim, ne değilim…. Ne aklım başımda, ne mahmurum, ne sarhoş!


Gâh gözleri gibi başımda bir sarhoşluk var… gâh zülfü gibi darma dağınık bir haldeyim!


(990) Gâh kendi huyum yüzünden külhandayım. Gâh onun yüzünden gül bahçesinde.


O gül bahçesinden bir koku aldım da adını “Gülşeni Râz” koydum.


Onda gönül sırlarından öyle güller açılmıştır ki şimdiye kadar onları başka bir kimse söylememiş, övmemiştir!


O gülşenin süsenleri, hep söylerler… nergislerinin gözü daima görür!


Gönül gözüyle birer birer dikkat et, bak da şüphen kalmasın!


(995) Şeriata ait nakledilen sözlerle akli deliller ve hakikatler, tamamıyla incelenmiş, arınıp hulasa edilmiştir.


İnkar gözüyle hor bakma… yoksa güllerin hepsi gözüne diken kesilir!


Hak tanımazlığı alameti, şükür etmeyiştir… Tanrı’yı tanımak, hakkı teslim etmekle belli olur.


Bütün bunları yazmaktan maksat da şu: Belki bir aziz beni anar da rahmet olsun, der, rahmet okur.


(999) Kitabı adımla bitirdim: İlahi, sen akıbetini Mahmud et!

 
< Önceki   Sonraki >