Ana Sayfa arrow Peygamberler Tarihi arrow Namaz
Namaz PDF Yazdır E-posta


Ayetler: Bakara; 45, 277- Nisa; 162- Hud; 114- Ra’d; 22- Ankebut; 45- Mü’minun; 1, 2

Hadisler:Namazların faziletlerine dair, 187-214 bablar arası.

Menkıbeler:Hayatü-s Sahabe, c. 1, s. 470- c.3. s. 367, 372, 412

NAMAZIN 5 VAKTE TAHSİSİNİN HİKMETİ

Sohbetlerden : Namazdaki kusur hizmetimize akseder.Derinlik aranmazsa, gurura da müncer olur.

Namaz baştan rükün olarak vaz’edilmiş, zekata başkaldıran mürtedler dahi namazını kılmış.Sahabi “namaz kılmayana kafir nazarıyla bakardık” diyor. Namazın kazaya kalması adeta mümkün değildi.Hendek’te namaz kaçınca “Allah evlerini ateşle doldursun, bize salat-ı vüstayı kaçırttılar.” diye Allah Resulü ilk defa Beni Kurayza’ya bedduada bulundu. Uyuyup kalınca, Hz. Ömer’e “Sizi uyutan beni de uyuttu, derhal burayı terkedelim, burada şeytan var.”diyor, ve ilk fırsatta namazı cemaatle kılıyorlar.

Tabiin ve tebe-i tabiin devrinde namaz, sahabi devrinden daha fazla ehemmiyet kazanmış. Sahabe’de gece bin rekat namaz kılan yoktur. Ama o devirde çoktur.Bizim anladığımız manada namaz kaçırma, bizim devrimizde olmuştur

Namaza çok önem verme, dine karşı saygı duymanın ifadesidir. “Nasıl olursa olur” deme, Alah’a karşı laubaliliğin ifadesidir.

İnsan prensip olarak, biraz da kendini zorlayarak namaza zaman ayırmalı. Hatta fikren kendini zorlamalı. Bir müddet sonra namaz kendi ağırlığını fıtratta gösterir.

Namazı iyi eda etmek için fırsatlar kollamalıyız. Tuttuğunu toparma havası içinde olmalıdır. Namaz aradan çıkartılacak bir şey değildir.Efendimiz (sav); “Uykun varsa uyu, ondan sonra namazı zinde olarak kıl” buyuruyor.

Namaz, sancıma ilaç, yanık yerime merhem

Onsuz, ebedi hayat benim olsa istemem

Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum, kul oldum..

Kullar, hürriyete kavuşunce sevinir ve mesrur olur;

Ben, sana kul olduğumdan dolayı şâd ve mesrurum

Mevlânâ

Hz.Ömer halifedir ve mescidde namaz kıldırmaktadır. Münafık da arkasında saf bağlamıştır. Hz.Ömer'in rükua eğilmesini fırsat bilerek, hançeriyle onu delik deşik eder. Sırtından giren hançer darbeleri karnını parçalamış ve iç organları dışarıya çıkmıştır. Tabibler nabzına el koymuşlar ve Seyyid Hamza'nın dediği gibi: Artık bu dert onulmaz, Bu yaraya derman bulunmaz. demişlerdir. Ömer ızdırapla kendinden geçmiştir. Fakat bir taraftan namaz vakti de geçmektedir. O'nu uyandırmaya çalışırlar fakat muvaffak olamazlar. Ancak, Suheyb-i Rumi'nin: "Emir-el mü'minin namaz vakti geçiyor" ikazı üzerine "Hâ kalktım" diyerek doğrulur ve namazını eda eder. Ömer de ecelle pençeleşirken "Namaz namaz" nağmesini terennüm ediyordu. Zira o da ömrünü namazla süslemiş, "Namaz" demiş bezme girmiş ve şimdi ölürken de aynı şeyleri söylüyordu. Sa'd ibni Muaz aldığı yaralardan kan kaybetmektedir. Vefatına birgün kala ellerini kaldırır ve şöyle dua eder: "Allahım bugüne kadar habibine karşı birçok vazifelerle istihdam ettin. Bugün ise yaralıyım. Eğer bundan sonra da yine onun önünde koşturtacak, düşmanlarıyla karşı karşıya getireceksen, beni yaşat. Yok bunlar olmayacaksa, bu iş bittiyse, Habibin hakim olduysa benim varlığımın da hiçbir hikmeti kalmamıştır. Emanetini al ve beni kurtar."

Rasim’den

NAMAZ

Namaz, dinin direğidir. O olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez

Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allah’ın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allah’ı anmakla tatmin olur. Allah yoksa bir kalpte, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allah’a karşı derin bir boşluk var demektir ve her an bu insanın küfür sathına geçmesi sözkonusudur. Efendimiz buyuruyor ki; “ Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır.” Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse müslüman değil nazarıyla bakıyordu.

Allah Resulü, “ Namazı terkeden, Allah’ın huzuruna, Allah ona çok kızmış bir halde çıkar.” buyurmuştu. Bunu bilen Abdullah bin Abbas, gözleri görmez olduğunda kendisine, sırt üstü yatıp bir kaç gün namazı ima ile kılması durumunda tedavisini yapabileceğini söyleyen doktora, “hayır bunu yapamam, çünkü Allah Resulü böyle buyurdu” demişti

Hazreti Ali bir gün sabah namazına kalkamaz. O gün akşama kadar ibadetle meşgul olur. Ertesi gün kendisini, tanımadığı biri namaza kaldırır. Hazreti Ali ona “sen kimsin” der. Şeytan olduğunu söyler. Niçin bunu yaptığını sorunca da, “Yine bütün gün Allah’a ibadet etmen beni memnun etmezdi” diye cevap verir. Evet şeytan vazifesini yerine getiriyor, Hazreti Ali de kendine düşeni yapıyordu. Namaz kılmayanlar, her gün şeytanı ne kadar sevindiriyorlar, düşünmeliler!

Namaz, imandan sonra gelen en büyük hakikattir. Allah pek çok yerde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Mü’minleri tarif ederken hep, “iman eden ve salih amel işleyen” şeklinde tarif eder. Salih amelin başı ise, namazdır. Pek çok yerde de, imandan sonra direk namazı getirir. Daha Bakara Suresi’sinin başında ‘gayba iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar’ şeklinde, Allah mü’minleri tarif eder.

Ensardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken, gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekat namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman’a gelerek, “Beni namazda oyalayan bu bahçeyi Allah yolunda feda etmek istiyorum” der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra ‘elli binlik bahçe’ diye anılır. Evet, kuvvetli bir Allah inancına sahip olan sahabi, kendisini Allah’tan alıkoyan bahçesini yine Allah yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.

Namaz, mü’minin miracıdır. Namazın muhtevası, insanların çok engin düşünmelerine vesile olacak kadar geniştir. Namaz kılarken, derinlemesine bir aşk u şevk içinde Allah’ın huzurunda bulunmanın şuurunda olmaktan, onu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasındaki cemaatten bir fert olarak kıldığını hissetmeye kadar; doğrudan doğruya kendisini meleklerin safları arasında görmekten, bir hamlede bizim ufkumuzu açan, Arş’ın örtüsüne alnını koyuyor gibi onu eda etmeye kadar geniş bir yelpazede namazı duyma şekilleri vardır. İnsanın buna muvaffak olmasının şart-ı evveli, namazı tıpkı bir Mirac veya Mirac’ın gölgesi gibi bilmesidir. Zira o, sadece yatıp kalkmaktan ibaret bir hareketler topluluğu değildir. Mü’min için her namaz bir Mirac vesilesidir. Ve mü’mine düşen de, her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa Miracını tamamlamaktır.

Namaz kılmak, bir tesbih, bir ta’zim ve bir şükürdür. Namaza duran kimse, kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allah’ın kusurdan, aczden uzak olduğunu ve O’nun büyüklüğünü hatırlayarak ‘sübhanallah’ ve ‘allahuekber’ der. Allah’ın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir. Fakat bu şükür mümkün değildir. Ancak, insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur. Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda ‘elhamdülillah’ kelimesi bu şükrün dil ile ifadesidir.

Allah, Rab’dır. Rab, besleyen, terbiye eden, büyüten demektir. Allahın sonsuz bir Rububiyeti (Rabliği) vardır. Bu durum, Allah’ın, sonsuza kadar mahlukatı beslediği, terbiye ettiği manasına gelir. Bu kadar Sonsuz ve Büyük bir Saltanat, elbette kusurdan, noksandan uzak olmalıdır. İşte bu manayı ifade eden, namazın içindeki ‘sübhanallah’ kelimesidir.

Yine bu Saltanat, acizlikten, küçüklükten, başkasına muhtac olmaktan da uzaktır. Öyle olmasaydı nasıl her şeyi çok mükemmel bir şekilde idare edecek, her şeyin ihtiyacına koşacak, her şeye cevap verecekti!?. İşte bu manayı ifade eden, yine namazın içindeki, el pençe divan durarak, bel kırarak, boyun bükerek; rükûlarda, secdelerde, kıyamlarda söylenen ‘allahuekber’ kelimesidir.

Yine bu Saltanat, yani bu kadar doyuran, besleyen, terbiye eden, idare eden bir saltanat, elbette karşılığında bir şükür ister. İşte namazda, her rekatta Fatiha’nın başında söylenen ‘elhamdülillah’ kelimesi, iki namaz arasındaki nimetlere bir nevi şükürdür.

Ayrıca, bu manaları teyid eden, destekleyip kuvvetlendiren bir de namaz sonrası tesbihler vardır. Yani, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından büyük bir sevabı olduğu ifade edilen, terkedilmesi ise çok büyük bir boşluk ve kayıp olarak görülen, 33’er defa söylenen ‘sübhanallah’, ‘elhamdülillah’ ve ‘allahuekber’lerdir.

Namaz kılmak hem çok kolay hem de çok kârlı bir ticarettir. Bediüzzaman Hazretleri’nin Dördüncü Söz’de işaret ettiği gibi beş vakit namaz, yirmidört altın seviyesinde olan günlük yirmidört saatin sadece bir saatini alır, fakat ebedi bir cennet hayatını insana müjdeler. Tüccar, elbette sermayesinin hepsini harcamaz, bir kısmını yanında tutar, ta ki, ilerde işe yarasın, işini devam ettirebilsin. Hepsini birden, hem de lüzumsuz bir iş için harcarsa neticede ne olacağı belli olur. Lüzumlu bir iş için harcasa bile dünya hayatı ebedi değilken, ne kadar lüzumlu olabilir?! Şimdi, günlük sermayesinin yirmiüç saatini bu kısa dünya hayatı için harcayıp da onun bir saatini ebedi hayatı için vermeyen insanın ne kadar zarar ettiği malumdur.

Namazdaki secde, kulun Allah’a en yakın olduğu andır. Efendimiz’in ifadesidir bu.

Namaz, günde beş defa Allah’a hesap vermenin adıdır. Bize çok değerli bir sermaye verilmiştir. Bu sermaye ömürdür. Ömrün de kendine göre bir hesabı vardır. Mü’min her an yaşadığı hayatın hesabını verme şuuruyla yaşar. Bu şuuru her zaman canlı tutan da beş vakit namazdır.

Namaz, günde beş defa insanın,Yüce Huzur’da küçüklüğünü bilmesidir. Günde beş defa Allah’ın huzurunda el pençe divan duran insan, elbette kendi küçüklüğünü hatırlayacak, neye ihtiyacı varsa, her şeye gücü yeten, her şeyi elinde bulunduran Allah’tan isteyecektir. Hazreti Ali radıyallahu anh’ı abdeste giderken bir titreme alırdı. Bu heyecanının ve ürpertisinin sebebini soranlara da ‘Biraz sonra Allah’ın huzuruna çıkacağım, nasıl titremeyeyim” derdi.

Namaz, günde beş defa günahlardan arınmadır. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “ Beş vakit namaz, herhangi birinizin evinin önünden akan ve günde beş defa yıkandığı suyu bol bir nehre benzer. Allah, beş vakit namaz sayesinde, günahları yok eder.” (Buhari-Müslim)

Ashabdan biri bir günah işlemiş, neticeyi de gelip Allah Resulü’ne bildirmişti. O sırada şu ayet indi: “ Gündüzün başı ve sonu ile, gecenin başlarında namaz kıl; çünkü iyi ameller, kötülükleri giderir.” Sahabi Allah Resulü’ne ‘bu ayet benim hakkımda mı indi’ diye sordu. Allah Resulü de “bütün ümmetim hakkında indi” buyurdu.

Bir başka Hadisinde Allah Resulü şöyle buyuruyor: “ Aralarında büyük günahlar işlenmedikçe, beş vakit namaz ve cuma namazı, günahlara keffarettir.”

Bir diğer Hadis de şöyle: “ Herhangi bir kimse, farz bir namazın vakti gelince onun abdestini tam alır, rükusunu tam yapar ve o namazı huşu ile (Allah’a saygıyla ve O’ndan korkarak) kılarsa, o namaz, o güne kadar işlemiş olduğu günahlara keffaret olur. Bu her zaman böyledir.”

Selman Farisi anlatıyor: “ Bir gün Allah Resulü ile beraber bir ağacın altında bulunuyorduk. Ağacın bir dalını aldı ve salladı. Daldaki yapraklar dökülünce bana ‘niçin böyle yaptığımı sormayacak mısın?’ dedi. Ben de niçin yaptığını sordum. Buyurdu ki: “ Bir müslüman güzelce abdest alır ve beş vakit namazı kılarsa, şu yapraklar döküldüğü gibi onun da günahları dökülür.”

Allah Resulü zamanında iki kardeş müslüman olur. Bir şehid olur diğeri de bir sene sonra ölür. Talha bin Ubeydullah rüyasında, sonra ölenin şehid olandan önce cennete girdiğini görür ve durumu hayretler içerisinde Allah Resulü’ne aktarır. Allah Resulü şöyle der: “ O sonradan ölen, şehid olan kardeşinden sonra, altı bin küsür rekat namazını kılmadı mı, Ramazan orucunu tutmadı mı? O halde iki kardeş arasında yerle gök arası kadar fark vardır.”

Allah Resulü’nün vefat ederken yaptığı vasiyetin tamamı şuydu: “ Aman namaza sarılın! Bakmakla yükümlü olduğunuz kimselerin (işçi, köle, cariye, yetim..vs.) hukukunu gözetin.” Efendimiz’in hizmetçisi olan Enes bin Malik diyor ki, ‘Canı boğazına gelene kadar, dili döndükçe bunu tekrar etti.’

Namaz, insanı bütün fuhşiyata ve kötülüklere karşı koruyan bir siperdir. Cenab-ı Hak, Ankebut sûresi, 45. Ayet’te şöyle buyuruyor: “ Hiç şüphe yok ki namaz, insanı çirkin işlerden ve haramlardan alıkor.” Fakat bu namaz, gerçekten, Allah’ı görüyor gibi kılınan namaz olmalı.

Namaz kılmayı gerektiren deliller:

1- Başta Cenab-ı Hak, namazı emreder. O’nun kulu olan, O’nun biricik isteğini yerine getirmez mi?

2- Melek ve Peygamberler başta olmak üzere, bütün nurani şahsiyetler, en büyük şerefi Allah’a bağlılıkta bulmuşlar, bunu da namazla göstermişler. Allah Resulü, sabahlara kadar namaz kılmaktan ayakları şişiyordu. Neden böyle yaptığını söyleyenlere de, “Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diyordu.

Hazreti Ömer hançerlenmiş yatıyordu. Baygındı ve bir türlü ayıltamamışlardı. O sırada Misver bin Mahreme gelir. Durumu öğrenince, “O’na namazın geçtiğini söyleyin, hemen ayılır.” der. Ömer’e, “Yâ Ömer, namaz!” derler. Ömer, birden yerinden doğrulur ve “Öyle mi, vallahi namazı terkedenin İslam’da payı yoktur.” der. Ve sonra da vücudundan kan aka aka namaz kılar.

Hazreti Osman, gece kıldığı bir rekatlık namazda Kur’an’ın tamamını hatmediyordu.

Esved bin Yezid En Nehaî, Sahabi’nin arkasından yetişen en büyük insanlardan biriydi. İbadetiyle meşhurdu. Gece sabaha kadar, evinin damında bir sütun gibi durur ve namaz kılardı. Komşusunun çocuğu da O’nu gerçekten bir sütun zannederdi. Bir gün çocuk o sütunu yerinde göremez ve annesine “Anneciğim, şu damın üstündeki sütuna ne oldu?” diye sorar. Annesi şöyle cevap verir: “ Yavrum o sütun değildi. O, Esved’di. Bugün öldü.”

3- İnsan gayet aciz, küçük, güçsüz ve muhtac olarak yaratılmıştır. Bu durumunu telafi için mutlaka En Büyük, Sonsuz Kudret sahibi, Hiçbir şey muhtac olmayan Allah’a dayanmak, O’na bağlılığını ortaya koymak zorundadır. Bu da en iyi şekilde namazla olur. Çünkü günde beş defa insan O’nun huzuruna varır ve el pençe divan durur. Böyle biri için Allah, her şey demektir. Ayet şöyle der: “ Kul için Allah yetmez mi?” Evet, O’nu bulan her şeyi bulmuş, O’ndan kopan ise her şeyden mahrum kalmış demektir.

4- İnsan fıtraten mutlaka birine kulluk yapacak şekilde yaratılmıştır. Görülüyor ki, Allah’tan başka her şeye gücü yeten, bütün ihtiyaçlara cevap verecek kimse yoktur. Öyleyse, O’na kulluk etmeli, O’ndan başkasının kapısını çalmamalı. Bu duyguyu da ifade eden ve canlı tutan, namazdır.

5- Namaz kılmak, diğer bütün mahlukatın hukukunu gözetmek demektir. Çünkü, Kur’an’ın ifadesiyle kainatta her şey Allah’ı tesbih etmektedir. İbadetsiz özellikle de namazsız bir insan, kainatın bu ibadetini görmez, göremez. Çünkü herkes çevresine, kendi içinde bulunduğu psikoloji ile bakar. Ümitsizlik içinde kıvranan biri, herkesi ümitsiz zanneder. Bütün hadiseleri öyle yorumlar. Neşeden uçacak hale gelen biri de, herkesi neşeli zanneder. İbadetsiz biri de, her şeyi boş, vazifesiz zannederek onlara zulmeder. Halbuki çiçekten, taşa kadar her şey Allah’ı zikreder. Çiçek toplamak için kırlara çıkan Yunus, hiç bir çiçeği koparamadan geri döner. Çünkü, bütün çiçekler zikir halindedir. Çünkü Yunus da her zaman Allah’ı anmakta dolayısıyla da onun için bütün kainat zikir halindedir. Allah, taşların Allah korkusundan dolayı yuvarlanıp parçalandığından, un ufak olduğundan bahseder.

6- Namaz kılmayan, aynı zamanda kendine zulmeder. Çünkü, insanda inkişaf etmeyi bekleyen, serpilip gelişmeyi, mükemmel hale gelmeyi bekleyen pek çok duygu ve kabiliyet vardır. Bütün bunların gelişip yararlı hale gelmesini Allah ibadete bağlamıştır. İbadet vesilesiyle insan, zamanla bir melek haline gelir. Hatta bir yerde meleklerin bile gıpta ettiği bir konuma sahip olabilir. İbadet edenle ibadet etmeyenin yaşadığı hayat, hayattan duyduğu lezzet bu duruma delildir. Yalnız insan gerçekten duya duya ibadet ettiği sürece bunu farkedecektir. Diğer türlü, geçiştirilerek yerine getirilen ibadetler, insanı mükellefiyetten kurtarsa da bahsettiğimiz terakkiyi yaşatmayacaktır.

Namazın kılınmaması durumunda verilen cezayı gerektiren sebepler de, bu saydıklarımızın ve benzerlerinin gerçekleşmemesidir.

NAMAZ HAKKINDA AYET VE HADİSLER

Cenab-ı Hak buyuruyor:

“ O mü’minler ki, gayba iman eder, namazı dosdoğru kılarlar.” (Bakara, 2/3)

“ Namaz kıl! Hiç şüphe yok ki namaz, insanı çirkin işlerden ve haramlardan alıkor.” (Ankebut, 29/45)

“Namazla ve sabırla Allah’tan yardım isteyin. O namaz Allah’tan korkanlar için ağır değildir.” ( Bakara, 2/45)

“Namaz, belli vakitlerde mü’minler üzerine farz kılınmıştır.” ( Nisa, 4/103)

“O münafıklar, namaza kalktıklarında üşene üşene kalkarlar.” (Nisa, 4/142)

Namaz Kur’an’da 87 defa zirkedilir.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar:

“Namaz, dinin direğidir.”

“ Namazı terkeden, Allah’ın huzuruna, Allah ona çok kızmış bir halde çıkar.”

“Namaz, mü’minin miracıdır.”

“Secde, kulun Allah’a en yakın olduğu andır.

“ Beş vakit namaz, herhangi birinizin evinin önünden akan ve günde beş defa yıkandığı suyu bol bir nehre benzer. Allah, beş vakit namaz sayesinde, günahları yok eder.”

“ Aralarında büyük günahlar işlenmedikçe, beş vakit namaz ve cuma namazı, günahlara keffarettir.”

“ Herhangi bir kimse, farz bir namazın vakti gelince onun abdestini tam alır, rükusunu tam yapar ve o namazı huşu ile (Allah’a saygıyla ve O’ndan korkarak) kılarsa, o namaz, o güne kadar işlemiş olduğu günahlara keffaret olur. Bu her zaman böyledir.”

Allah Resulü’nün vefat ederken yaptığı vasiyetin tamamı şuydu: “ Aman namaza sarılın! Bakmakla yükümlü olduğunuz kimselerin (işçi, köle, cariye, yetim..vs.) hukukunu gözetin.”

“Namazınızı veda namazı gibi kılın.”

“Namaz kılmayanla küfür arasında ince bir perde vardır.”

Namazın farzları, vâcipleri ve sünnetleri vardır. Bunları bilmek, namazın tam olması için gereklidir. Aşağıya, yer darlığı nedeniyle namazın Farzlarını ve Vâcip

ve Sünnetlerinin bir kaçı hariç diğerlerini aldık. Farzlardan her hangi birinin terki namazın tekrarını gerektirir. Farzlardan birinin geciktirilmesi

veya Vaciplerinden birinin terki veya geciktirilmesi söz konusu olursa sehiv secdesini gerekir. Yani: sehiv secdesini gerektiren şey: FARZLARDAN BİRİNİN GECİKTİRİLMESİ, VACİPLERDEN BİRİNİN GECİKTİRİLMESİ VEYA TERKİNDE söz konusudur. Sünnetlerin bilerek veya bilmeyerek terkin

de hiçbir şey gerekmez, sadece, bilerek terkinde sevabın az olması söz konusudur.

NAMAZIN FARZLARI.

Namazın Farzları 12 tanedir. 6 tanesi nazma başlamadan önce (dışından), 6 tanesi de namaza başladıktan sonradır. (içinden)

Namazın dışından olanlar farzları:

1- Hadesten taharet (manevî temizlik); Gusül- Abdest veya Teyemmüm almış olmak. 2- Necasetten taharet (maddî temizlik): Elbisede kan ve dışkı gibi necaset bulunmaması. Toprak, yağ ve benzeri şeyler namaza mani olan necasetten sayılmaz. 3- Setr-i avret (örtünme): Erkekler, göbek altından diz altına kadar, kadınlar yüz, el ve ayak hariç tüm bedeni ötmek 4- İstikbal-i kıble (kıbleye dönmek): Bilmeye imkan yoksa kalben karar verilir. Bittikten sonra yanlış olduğu anlaşılsa da tekrarı gerekmez 5- Vakit: (Her namazı vaktinde kılmak). Takvimler de belirtilen imsâk vaktinden 20 dakika sonra sabah namazı vaktidir. 20 dakika eklemek lazımdır 6- Niyet (kalbden niyet etmek).

Namazın içinden olanlar:

1- İftitah tekbiri (başlama tekbiri)

2- Kıyam (ayakta durmak)

3- Kıraat (Kur'andan okuma)

4- Rükû

5- Secde

6- Ka'de-i ahire (son oturuş, “ Tahıyyat”ı okuyacak kadar oturmak)

NAMAZIN VACİPLERİ

l. Fâtihayı okumak. 2. Farzların ilk iki rekatında, sünnetlerin her rekatında Fâtiha'ya en kısalarından üç âyet, ya da en kısa üç âyet kadar bir uzun âyet eklemek. 4. Nama

zın diğer rükünlerinde de sırayı gözetmek. 5. "Ta'dili erkânı" yerine getirmek. 6. İkiden çok rekatlı namazların birinci oturuşu.( ilk teşehhüd vaciptir. unutularak terk edilirse,

sehiv secdesi yapılır. 7. Her iki oturuşta da "Tahiyyât" okumak.( ilk oturuşta yanlışlıkla “Tahiyyât”dan sonra Salli ve Bariki okumak sehiv secdesi gerektirir. 8. "es-Selâmü

aleyküm ve rahmetullah" diyerek selâm vermek. 9. Vitir namazında "kunut" duâsını okumak. 10. İmamın açık okunacak yerde açık, gizli okunacak yerde de gizli okuması.

Vaciplerden biri kasten terk edilirse günah islenmiş olunur, ama namaz yine tamamdır. Unutarak terk edilirse "yanılma (sehiv) secdesi" yapılır.

NAMAZIN SÜNNETLERİ:

1. Başlangıç tekbirinde parmakları açarak elleri kaldırmak. 2. Tekbirin arkasından "sübhaneke" okumak. 3. "Sübhaneke"den sonra "Eûzü" okumak. 4. Her "fâtiha" dan önce

"besmele" çekmek. 5. "Fâtiha"dan sonra gizlice "âmin" demek. 6. Elleri sağ el sol el üzerinde olacak şekilde bağlamak. 7. Rukû'a giderken tekbir almak, yani "Allahü ekber

demek. 8. Rukû'da üç kere "tesbih" okumak (sübhane Rabbiye'1-azîm demek). 9. Rukû'da diz kapaklarını elleriyle kavramak. (Kadınlar dizlerini tutmayıp, ellerini dizlerinin

üzerine koymakla yetinirler). 10. Rukû'da ellerinin parmaklarını aralıklı bırakmak. 11. Secdeler için tekbir almak. 12. Secdelerde üç kere "tesbih" okumak (Sübhane Rabbiye'

A'lâ demek). 13. Secdelerde ellerini ve dizlerini yere koymak. 14. Oturuşlarda erkeklerin sol ayağı yatırıp sağ ayağı dikmesi. (kadınlar sol kalça üzerine oturarak iki ayaklarını

birden sağa doğru çıkartırlar). 15. Rukû'dan sonraki kalkışta dosdoğru oluncaya kadar dikilmek (Kavme). 16. Iki secde arasında birazcık oturmak (celse). 17. Son oturuşt

"tahiyyât"tan sonra Peygamberimize "salât ve selâm" etmek" “Salat ve selâm”dan sonra, kendine, ana-Babasına ve bütün müminlere duâ etmek. (Rabbenâ âtina... okumak)

"Ta'dil-i erkân"; Namaz kılarken rukû'a gidişte, rukû'dan kalkışta, secdeye gidişte, secdeden kalkışta ve tekrar secdeye gidişte organlar yerleşecek şekilde

hareket etmek ve mesela, daha tam doğrulmadan öbür harekete geçmemektir. Namazın her bir bölümünde kemiklerin yerleşeceği zamana kadar beklemektir.

“Yanılma secdesi (secde-i sehiv)”; Son oturuşta sadece "tahiyyat"ı okuduktan sonra, sağa sola selâm verip, iki secde daha yaparak "tahiyyat" ı tekrar okuyup,

"Salli", "Barik" duâlarını da okuduktan sonra tekrar selâm vermekle yapılır. Unutularak sehiv secdesi yapılmayacak olursa namazın tekrarı gerekmez.


 
< Önceki   Sonraki >